1 Mayıs 2017 Pazartesi

Tek Pişmanlığı Acuka Olan Bir Seyahat Dilerim Hepimize

"Deli deliyi görünce değneğini saklar" derler. YALAN. Hamdi'ye gel karavanla Akdeniz'e kadar inelim dedim kıyıdan, tüm senaryoların yazılı olduğu bir doküman talebinde bulundu benden. Vazgeçecek değildim ya! Dört yıldır özel sektöre yapıyordum analizi, bu sefer de kendi keyfimize yapalımdı, ne olacaktı? Analiz tamamlandı, kafaya da yattı.

Rota ve duraklar belirlendi, eşyalar toplandı bizimle birlikte. Son gün "tatil boyunca taşınan ve en el sürülmeyen nesne" seçilecek olan saksafon, haşlanmış ve dondurulmuş baklagiller, ümitvar bir şekilde çantaya doldurulan ancak hiç okunmayan sekiz adet kitap da yerlerini aldı karavanda. Ve sekiz günlük yolculuğumuz başladı. Yüzümdeki sivilce sebebiyle İstanbullu dostlarımdan kaçmak için böyle bir yolculuk planladığımı düşünse de Hamdi, yine de yollardaydık.

İlk günkü durağımız Edremit'ti. Güre Camping'te konakladık. Pazardan civciv alıp bir kafes yapmış campingin sahibi. Lakin kapı koymayı unutmuş kafese. Bir an oradan hiç çıkamayacağımız hissiyatına kapılmadık değil.

Yaz bu yıl bir türlü gelmedi malumunuz, kamp geceleri de soğuk oldu haliyle. Yalnızca burnum üşüdü. Mütemadiyen burnum üşüdü. Zaman ilerledikçe durumlar karşısında verdiğim tepkiler değişir oldu. İlk güzel kamp gecesinin ardından da kustum mesela. Hihi :)

Ertesi gün Ayvalık'a geçtik. Cunda'da mükemmel mavi ve mükemmel yeşilin içinde konakladık iki gece. Ne kadar güney o kadar güneş. Yalnızca burnum yandı. Mütemadiyen burnum yandı.

Karavan ile seyahat ederken ihtiyaç duyulan iki şey var, elektrik ve temiz su. Karavan bunlarla eve dönüşen bir taşıt imiş. Deponda temiz su var ise salatan hazır, akün 12 volttan yüksekse alet edevatın prizde. Bu elektrik ve su ikilisini karavan campingine uygun olan kamp alanlarından temin edebiliyoruz yalnızca. Karavan tatili düşünüyorsanız, bunu gözetmekte fayda var. Cunda'da da Ada Camping'teydik. Dadadada. Ne çok "da". Cunda'ya giderken halk pazarına denk gelmemiz de ayrı bir şans. Yiyeceklerin en yerelini, en tazesini mideye indiriyor olmak son derece zinde hissettiriyor insana. Kaz ayağı diye de bir ot aldık, tarife göre pişirdik. Bir daha yapar mıyım, yapmam. Otsal bir takım hüsranların yanında, Cunda'da farklı heyecanlarımız da oldu, farklı sevinçlerimiz. Duş aldık mesela, cilt bakımı bile yaptım.

Sonrasında Kuşadası vardı listemizde. Fakat Kuşadası'na gittik ve gördük ki, kamp alanı denen yer merkezde, egzozun içinde, gürültünün hakim olduğu otopark bozması bir yer. Evin bahçesine çadır kursak daha fazla zevk alınması muhtemel bir gece ukalaca göz kırptı bize. Yer mi bunu Silifke çocuğu Hamdi? Siyasi olmazsa eğer Hayır diyeceğim. Olsa da Hayır derdim. Neyse. Duramadık ego ile yoğurulmuş, şımarık şişman misafir çocuğu edalı, katli vacip yüksek otellere ev olmuş doğa düşmanı Kuşadası'nda. Sanırım biraz zincirleme hakaret tamlaması. Selçuk'a geçtik. Lakin Dereli Camping adlı kamp alanında da bulamadık huzuru. Tekinsiz, soğuk, sanki evvelinde ilkokul korkularımızın Kanlı Gelin başlığında hayat bulduğu tek yer olan Dereli Camping'te yemeği yiyip düşüverdik Marmaris yollarına. Çıkarken geceyi orda geçirmişizcesine de ücret talep etmeleri, nerden baksan gitmek doğru karar, nerden baksan alın bu size yeter.

Marmaris-Akyaka Koyu'na gidiş yolları acuk virajlı, bolca yokuşlu. Dev yokuşlardan inerken gelen uykum, karavanın balatalarından yükselen koku ve dumanla bir anda dağıldı. Ben uyanırken kabusumu da yanımda getirmişim gibi bir andı. Sokak lambası açığa çıkan dumanı gözlerimin önünde figürlere çevirdi, ghostbusters diye bağırdım mı hatırlamıyorum.

Akyaka'da iki gece geçirdik. Gün içinde karavana yaklaşıp, "yıaa ne güzel etmişsiniz, nasıl oluyor bir bakabilir miyiz, oğlum bak sen de büyüyünce yap olur mu" cümleleriyle şaha kalkan egom, İstanbul'a döndüğümüzde karavanı boşaltırken yanımıza yaklaşan teyzenin "pardon, temizlik şirketi misiniz?" sorusuyla ağzı açılıp odaya salınmış balon gibi sönse de, Akyaka bizi memnun uğurladı. Hayatım boyunca "balata" kelimesini en çok dile getirdiğim zamanlardı. Hamdi'nin ise "yıaa olmaz bi şey" dediği zamanlar. Hayat ne garip a dostlar. Akyaka Orman Camping'te no mangal no cry bu arada. "Bön möngölsöz yöpömöm" diyenleriniz varsa, tercih etmesin, üzülür. Tesadüf bu ya, Akyaka'nın da pazarına rastladık oradayken. Dalından dün kopmuş biberler, toprağından tez ayrılmış maydanozlar. Kamp gibi kamp be.

Akyaka'dan Kaş'a geçerken, hemen Akyaka çıkışında, şu meşhur yokuşların bittiği yerde balataları bir gösterdi Hamdi bir oto tamircisine. Aldığımız cevap yüzümüze gülümseme olarak oturdu: "Abi yokuştan inerken balatalar öyle bir kokuyor, adamlar hemen bizim dükkana gelip değiştiriyor, biz neden yokuşun bitişine dükkan açtık sanıyorsun?". Patron yokken bizle paylaşılan bu küçük sır ne de tatlıydı Allah'ım.

Kaş'a giderken Köyceğiz'de bir fırında helva yemedik mi sanki? Yedik. Kelimeleri çoğu şeyden daha çok sevdiğimi bilen Hamdi, sırf "Köyceğiz" kelimesinden hoşlandığım için Köyceğiz'e gittiğimizi de biliyordu. Köyceğiz Gölü'ne karşı konuşlanmış Göle Bakma Durağı'nın sempatisinde hep Bob Ross vardı aklımda. Kullandığı o azur mavileri meğer hep Köyceğiz mavisiymiş. Bakın birkaç saniye içinde bile kaç kez "Köyceğiz" dedim.

Kaş'a dair ne desem bilemiyorum. Belki de her gidenin ziyadesiyle övmesindendir. Biz Kaş'ta iken dişlerimi en son ne zaman fırçaladığımı düşündüm uzun uzun, belki de o sebeple övemiyorum şu an Kaş'ı. Ve fakat denize girdik Kaş'ta. Hah evet buldum! Ya deniz, off deniz. Az biraz soğuktu ancak bir girince çıkası da gelmiyordu insanın. Belki de ikinci girişte yine çok üşüyeceğimi bildiğimdendir. Ay yine olmadı, yine övemedim.

Kaş'ın ardından ta oralara gitmişken, bir de Hamdi'nin memleketi Silifke'ye gidelim dedik. Kaş'ın ilerisinde Demre'yi geçince öyle mükemmel koylar gördük ki.. Önümüzdeki yıllarda, yaz henüz gelmeden ya da yaz henüz bitmişken planlayacağımız seyahatlerin birinde ya da hepsinde, bu koylarda tek tek yüzmek isterim.

Yeri gelmişken hemen belirtelim; insan sevmiyorsanız, kalabalıktan kaçıyorsanız, yapılacak en mantıklı hareket "sezon" adı verilen tabirin uzağında durmak. Nisan ve Ekim ayları en huzurlu kaçıp saklanma ayları oldu bizim için. Ve yine bizim gibi durduğunuz yerde duramıyorsanız, ulan tatilde bile sıkılıyorum diyorsanız, karavan ile maksimum ikişer gecelik konaklamalar yapmak ilaçtır ilaç. Balayından erken döndük ya sıkılıp, var mı ötesi?

Bize ilginç gelen bir şey oldu. 2800 kilometrelik yolculuk boyunca sadece bir kez çevrildik, o da eve 300 kilometre kala. Yani 2500 kilometre boyunca İstanbul'dan çıkıp kıyı kıyı Ege üzerinden Akdeniz'e inmişiz, Mersin'i Konya' yı geçmişiz.. Ne bileyim, belki biraz daha esmer tenli olsaydık, plakamız Diyarbakır'ı adresleseydi.. Kim bilir kaç kez kimlik kontrolüne girerdik. Bu da ayıp hanesine yazılsın isterim.

Kamp farklı bir deneyim. Kriz anlarında verilen tepkiler, iş bölümü, diğerkamlık, beklentiler, hoşnutsuzluklar, sohbetler, suskunluklar.. İnsan hem kendisini, hem de birbirini daha bir tanıyor. 2800 kilometre boyunca eğlenilir mi? Gerçekçi gelmese de kulağa, eğleniliyormuş. Ben sevdiceğimle çıktım yola, ve bir kez daha anladım ki kendisi aynı zamanda en iyi arkadaşım.

Şu romantik havayı da biraz dağıtmak adına belki, Manavgat'taki otellerin neredeyse hepsinin, neden saraya benzetilmek istendiğine bir cevap bulmalıyız. Bununla birlikte, tatil dönüşü duştan hemen önce ve hemen sonra çıktığım tartıda neden 800 gram eksik geldiğimin de başka bir cevabı olmalı. Hayır o kadar kirlenmiş olamam çünkü.

Tatilin tek pişmanlığının Selçuk'ta bir marketten alınan ve ilk çatalda "meeaah" dedirten acuka olması paha biçilemeyecek bir şey. Gerçekten. Acuka üç lira, maneviyatı pahasız. Dilerim hep böyle, hepimize..


Ecem,  '17 Yazı










17 Mart 2017 Cuma

Dum Tak, Tak, Tak Tak Tak

Ecem! Bak bak, duyuyor musun?
"Şşş sus.."
İçim kıpır kıpır oluyor Ecem.
"Bir şeyler taşıyor sanki."
Kederle neşenin dansı bu.
"Bazen gülerken ağlamaya başlıyorsun ya, ona benziyor."
Güneşli bir kış günü gibi biraz.
"Hiç gülmeyen hocanı güldürmek."
Mila'dasın ve saat daha 21:30.
"Eceem, yağmurun ardından gelen gökkuşağı?"
Rakı masası Ecem!
"Babamın anneme bakışı gibi."
Babamın anneme bakışı gibi ya.
"Biraz daha dinleyelim mi?"
Dinleyelim.


Darbuka en çok Ahmet Kaya şarkılarına yakıştı.
"Ama ne yakışmak iki gözüm, ama ne yakışmak!"

31 Ocak 2017 Salı

"Ayıplarımda Can Bulur Can Satarlar"

Çiğneyip tükürdüler bugün beni.
Gelişime vurdular, tam doksana.
Kapı arkasına süpürülen ekmek kırıntısı oldum.
Sonu gelen rujdum da serçe parmaklarla oyuldum.
Telli defterden "cart" diye koparılan yapraktım biraz.
Otobüste unutulan şemsiye.

Bandımdan çekiştirdiler hep, eski bi kasetmişim gibi.
Garson alıverdi masadan, ben yine bitmemiş bir çayın dibi.

Sonu gelmiş diş macunuydum, itinayla sıkıldı tüpüm.
Fiş idim bugün, ceplerinde buldular beni, şöyle bi baktılar da buruşturup attılar.
Kimsenin itibar etmediği bir kampanya oldum,
Bir ucuzlukçuda kullanılmamak üzere poşetlere doldum.

Oysa ben Mabel Matiz'i bilirdim eskiden.
"Kaç buruk varsa bileğinde göster, göster çabuk!"tu hep.
Bu zamanda bileklerim mosmor.

Buraya keşkelerden bir demet bırakıyorum o vakit, içim biraz daha oyulsun.

26 Ocak 2017 Perşembe

"Bi' Çiçek Büyütmüşüz Saksıya Sığmaz"

"Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır."
Alıyorum.
"..karşımda, boştaki eliyle yüzünü kapatarak hüngür hüngür ağlamaya başladı."
Sızlıyorum.
Karşımda, yan döndü, yüzünü kapatarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Bir Ezginin Günlüğü açıyorum.
Bilirsiniz işte, Eski Günlerimiz.
Şu kapının çalındığı ezgi.
Bir yıl geriye gitmek istediğim günlerden on üç yıl geriye gitmek istediğim günlere geldik.
Evet, kelimelerle oynamayı seviyorum.
Fakat eğlenmiyorum.
Sadece can acısın istemiyorum ben.
Canım acısın istemiyorum.
Canı acısın istemiyorum.
"Kelimeler albayım"
Şaka yapıyorum yine hiç gereği yokken.
Oğuz Atay'ı Tehlikeli Oyunlar'dan tanıyorum sadece.
Bu da benim ayıp haneme yazılsın.
Fakat konumuza dönecek olursak,
Kelimeler,
İpe götürüyor âdeta.
Âdeta.
Dudağımın sol yukarı yöne çekilme refleksi.
Yapma be Hüsnü Arkan,
Beni de ağlatacaksın.

"Bırak o kitabı elinden Ecem, okuma!"
Ecem sen de nereden çıktın? Nerelerdeydin?
"Okuma o kitabı!"
Neredeydin dedim!
"..."
Barışalım mı?
"Olur."
Mehmet Baba'nın yeri başka fakat seni de onu da çok özledim Ecem!
"Ben de Ecem."

--Dış ses: Sarıldılar--

5 Kasım 2016 Cumartesi

Başım Belada

Eceem! Eceeem! Eceeeem, lütfen, Eceeeem!
"Tamam bağırma geldim, ne var?"
Ohh çok şükür! Neredeydin aylardır?
"Hastayım biraz, çıkamadım pek."
Anlıyorum.
"Ne istiyorsun?"
Kırgın mısın sen?
"Yok."
Niye kırgınsın sen?
"Ya yok."
Eyvallah.
"..."
Yardımına ihtiyacım var.
"..."
Bak, lütfen.
"..."
Elimde bir mutluluk var ve onunla ne yapacağımı bilmiyorum.
"..."
Bana yol göstermen lazım, lütfen.
"..."
Ecem lütfen, bir şey söyle. Gerçekten bilmiyorum onunla nasıl yaşayacağımı.
"Öldür beni Ecem, ancak öyle bilebilirsin."
...

3 Mayıs 2016 Salı

Bendeki "Sinek Isırıklarının Müellifi"

"Uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz."

" 'Ne oldu baba, ne yapıyorsun?' diye soruyor Cemil, ama yersiz bir soru; hemen anlıyor ne olduğunu: Babası yaşamak istiyor."

"Artık hiçbir şeye gücü yok, oysa onun kaba gücünü evin iyice sıkılmış musluklarında hissetmeye alışmıştı Cemil."

"..babasının yoluk kirpikleri Cemil'i birden acayip kederlendiriyor çünkü keder hep en olmadık yere gizlenir."

"Artık ne zaman isterse o zaman söze karışıyor, o zaman ortaya çıkıyor. Bu da ölülerde sık gözlenen bir tutum."

"Kendi dünyamdan çıktığımda basit cümlelerin öznesi oluyorum, diye düşündü ve Nazlı'ya sarıldı ve bir resmin belirsiz kenar çizgileri üzerinde gitmeye başladı; sonuna geldiğinde bunun bir resim değil güzel, karmaşık bir cümle olduğunu anladı. Güzel, karmaşık bir cümle."

"Her şey bir şeyin etrafında hiç durmadan döner, insanın payına düşen sarhoşluktur."

"Kitapları bitirdiğinde olan şey yine oldu: Akvaryumun suyu değişti."

"Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz."

"Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir."

"Ama artık sadece susuyordu. İnsanın kendi dünyasını ve dilini susarak koruması ne tatlı paradoks!"

"Bu kadar yüksekten ancak düşerek inilir."

"Musluğu tekrar taktı, vanayı açtı, sızıntı kesilmişti.Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır."

"Cemil yıllar önce seyrettiği bir filmden bir sahne hatırlıyor; filmin tek güzel sahnesi. Başroldeki adam beynini bir lavabonun içinde parçaladığını hayal ediyordu ki bunun için başrolde olmaya filan gerek yok, biraz aklı başında olan herkes böyle bir şey yapmayı zaten hayal eder."

"Aforizma belki bilmek demek değildir ama bilmek çabasıdır, ona en azından bir başlangıç önermesine verilen değeri vermek gerekir. Şu da yeteri kadar açık değil mi: Aforizma modern insanın kullandığı bir ağrı kesicidir. Hiç olmanın ağrısını dindirir. Sonra ağrı yine başlar."

"..çünkü hayaletler ne yapıp edip insan olmaya çalışır ve altı rulo bedava."

"..pencerenin dışında da babasının bozulmasın diye koyduğu iki küçük kap yoğurt öylece duruyordu."

" 'Nasıl sürünür, bir gibi yerle,
Yılan; seni öyle seveceğim.' "

"Tabiatta kelimelerin bulunmaması ne tuhaf!"

" 'Konuşmuyor, biliyor konuşmanın doğaya aykırı olduğunu,' dedi."

"Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten."

" 'Bir: Yoksunluk ve özlem bizi zinde tutuyor, zamanın dışında tutuyor. İki: Arzuları doyurmak bizi pelteleştiriyor, zamanın içine atıyor.' "

"Zembereği kırılmış olabilirdi, durmadan başa dönmek yorar, metalleri de insanları da. Dörde on kalanın kesinliği de yol açmış olabilirdi zembereğin kırılmasına, çünkü kesinlik de yorar."

"Bir film mesela, hayat da kurtarabiliyordu, sarsak bir cerrah gibi hayatınıza da kastedebiliyordu: Bademcik ameliyatı için yattığınız sedyeden böbreğiniz alınmış olarak kalkıyordunuz."

" 'Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.' "

"..at asfaltta kayıp düştüğünde ne acıdır hayat ve günler geçer."

"Bir hatıra da başka pek çok hatıra gibi gerçeğin bir hayli çarpıtılmış bir biçimiydi, zaten biz insanların saf gerçekle pek işi olmaz."

"Büyü sürsün istedim çünkü büyü sürsün isteriz."

"..anlamın yarasa gibi oraya buraya çarparcasına uçtuğu kapalı bir yer olduğunu hissediyordum,.."

" 'Sevinemiyordu sağ esen eve döndüğüne
Dökülüyordu işte bahara sevinen elma çiçekleri bile.' "

"1987 yılında, 've' bağlacıyla başlayan, içinde uçurtma sözcüğü geçen ve bir yoksunluğu ilan eden bir dize şiir ne kadar değersizse, heyecanla ve acemice verilmiş bir selam, sevinci göstermekten çekinerek uzatılmış bir el ve ta uzaklardan beliren bir gülümseme olarak o kadar değerliydi."

"Yaşamak ilerlemek olamaz, diye düşünüyor Cemil, ama geride bırakmak olabilir."

"Bazıları onun seyreltilmiş bir deli olduğunu bile düşünüyordu."

"Önemsiz şeylerin, tali duyguların üzerine gidiyor hayat, sanki önemli bir yere varacakmış gibi bütün gücüyle bütün hızıyla gidiyor."

"Bakışlarında, uzak bir geçmişte de olsa sevildiğine ve sevdiğine dair hiçbir işaret yoktu."

"..zaman geçiyor ve ahlak hiçbir zaman cankurtaran olmadı, o hep ayağa bağlanan bir taştı. Doğrudan dibe gidersin. Doğrudan."

"Keder vardır. Hesap tutsun, denge sağlansın diye, büyük deftere yazılı, kaynağı belirsiz bir keder. İnsan, evet, simyacıdır; kıymıkları, çizikleri, ufacık şeyleri soy bir kedere dönüştürmeyi başarmıştır. Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur."

" 'İlhan'ın heyecanını anlıyorum,. Ama bir eşin, bir çocuğun ve ortak geçmişin değerini, korunması gereğini de anlıyorum. İnsan böyle iki şeyi birden anlayınca ne yapacağını bilemiyor.' "

"Bazen de salondaki müzik setinde aynı şarkıyı biter bitmez başa alarak defalarca dinliyordu.. ..Nazlı evet, şarkıyı seviyordu ama sanki başa dönme eylemini de en az şarkının kendisi kadar seviyordu."

"Can sıkıntısından kurtulmak için fal bakan kadında zamana şımarıkça sahip olma hali vardı çünkü ancak bir şeye sahip olan ondan sıkılabilir."

"..çünkü sonbahar da bir bahardır."

"Editör Hanım, bunca acıya rağmen hâlâ hayatta olduğumuza göre ya üçkağıtçıyız ya da umudumuz var. Ben kendimi üçkağıtçı gibi hissediyorum."

" 'Aşırı duyguları yaşamak biçim yaratmanın kendisidir.' "

"Hayat, Cemil'in de Davet edildiği bir şölendi evet ama Cemil eli boş geldiği için huzursuzdu, şölenin tadını çıkaramıyordu."

"..gerçeğin böyle bir yumruk gibi üzerine inmesini beklerken insanın hiçbir şeye inancı tam ve daim olmuyor."

" 'Gerçi bu da başka türlü bir kibir!.. ..Fakat birader insan kendini burada matah bir şey sanıyor ya, bir filmin başrol oyuncusu filan sanıyor.' "

"Cemil'in kafası bir şeyi hâlâ almıyor: Hayatta her şey neden gereğinden fazla?"

"..aynadan bakınca on bire yirmi var başını çevirsen biri yirmi geçiyor."

20 Mart 2016 Pazar

Nilgün, Diyebilseydim. Sancıyoruz.

Açtım sesini ne çıkarabiliyorsa.
Aspiratör.
Çamaşır makinesi.
Kettle.
Televizyon.
Bilgisayar.
Bulaşık makinesi.
Telefon.
Teşekkürler sokaktan geçen araba.
Var ol merdivenlerden pata küte inen komşu.
Kaliteli bir kakofoni.
Temsili çığlık.
Duyulmuyor.
Kedim farkında.
Bir şey yapamıyor.
Miniacoğrafya.
Bana yeni bir kelime buldurdular.
Asimetrik tebessüm.
Renklerden kırmızı.
İçlerden kapkara.
Hem de baharın bayramında.
Bir tutam da elektrikli süpürge bu arada.


Hiç mi güzel değiliz de Semra, kuşları bile öldürüyorlar, koyulmasınlar diye yolumuza?